"Sağlık" Kategorisi

Oryantasyon Eğitimi Nedir?

Sağlık kategorisine 19 Mayıs, 2017 tarihinde eklendi, 676 defa okundu

Oryantasyon Eğitimi Nedir?

İşletmedeki pozisyonu değişen ya da işe yeni başlayan personelin işletme için kazanç sağlayabilmesi ve çalışan kişiden en kısa sürede verim alınabilmesi için işe alım sürecinin devamı olarak değerlendirilen konuya, oryantasyon eğitimi denilmektedir. Bu eğitimlerin kapsamı içeriği veya süresi her işletme için farklıdır.

Oryantasyon eğitim süresi genellikle işin karmaşık yapısına ve çalışanların hangi pozisyonda bulunduğuna göre değişiklik gösterir. Fakat genel olarak bu eğitim süresi iki hafta ila altı ay arasında olmaktadır.  Oryantasyon eğitiminin çalışanlar adına faydalı olabilmesi için şirkette başlıca sorumluluk sahibi olan departman ise İnsan Kaynakları departmanıdır. Bu departman, başarılı olabilmek için iş yükünden kaynaklı yalnızca oryantasyondan sorumlu olan bir kişiye pozisyon atamalıdır. Aynı zamanda eğitim sonuçlarını da düzenli aralıklar ile raporlamalı ve gerekli iyileştirmeleri uygulamalıdır. Son olarak eğitimin içeriğini ve süresini en ince ayrıntısına kadar düzenlemelidir.

Oryantasyon Eğitiminin Amaçları

Oryantasyon eğitimi hem işletmenin hem de çalışanların gelişimi için oldukça önem taşımaktadır. Bunların yanı sıra çalışan için de işletme için de bir çok amaç içerir. Oryantasyon eğitiminin amaçları kısaca şöyledir.

  • Verilen eğitim sayesinde hem işe yeni başlayan hem de pozisyon değiştiren çalışanların yapacağı işin bütün tutum ve gerekliliklerine kısa zamanda adapte olmaları sağlanır.
  • Çalışanların iş deneyimleri ile ilgili hem düşünsel hem de bedensel becerilerin kazanılması sağlanır.
  • Bu eğitim ile çalışanlar kendilerini değerli hisseder. Böylece işletmeye aidiyet hisleri oluşur.
  • Çalışanın iş yerine uyumu hızlı bir şekilde gelişir.
  • İş eğitimi tam anlamı ile sağlandığı için çalışanın deneme yanılma yolu ile çalışma yapması önlenir.
  • Çalışan işyerindeki hiyerarşik düzeni anlar ve buna göre davranır.
  • En önemlisi ise bu alacağı eğitim sayesinde çalışana sorular sorulur, hataları düzeltilir ve çalışanın verilen eğitime uyup uymadığı denetlenir. Böylece hem işi öğrenmesi kolaylaşır hem de eğitilmesi amaçlanır.

Oryantasyon Eğitiminin İçeriği

Oryantasyon eğitimi, mesleki ve temel oryantasyon olmak üzere ikiye ayrılır. Çalışanın ihtiyaç duyacağı tüm ilgileri içerme amacını taşır ve bu şekilde bir oryantasyon prosedürünün bilinci ile hazırlanır. Bu eğitim, yalnızca büyük ya da küçük işletmelerde gerçekleştirilmemektedir. Aynı zamanda üniversite gibi eğitim yerlerinde de öğrencilerin veya akademisyenlerin bilgilendirilmesi amacıyla da hazırlanabilir.

Global ekonomilerde oryantasyon eğitiminin yaygınlaştırılması ve zorunlu hale getirilmesi gerekmektedir. Böylece hem daha güçlü hem de kaliteli çalışan ve işyerlerinin oluşması sağlanacaktır.

 

 

Devamını Oku

Kekeme Çocukların Eğitimi

Sağlık kategorisine 18 Mayıs, 2017 tarihinde eklendi, 81 defa okundu

Kekeme Çocukların Eğitimi

Kekemelik, konuşmanın akıcılığı ile alakalı olan bir iletişim bozukluğudur. Akıcı konuşmada zamanlama ve ritm oldukça önem taşımaktadır. Doğru yerde duraklama, vurgulama ve hız açısından farklılıklar her ne kadar olsa da, akıcı konuşmada sözcükler ve sözcük grupları kendiliğinden akar. Akıcılıkta meydana gelen bozukluklar, harflerin tekrar edilmesi, uygun olmayan duraklamalar ve benzer problemler konuşmanın doğal akışını etkilemektedir.

Dil gelişiminin erken dönemlerinde ortaya çıkan kekemelik, bazı durumlarda okul çağında hatta nadiren de olsa yetişkinlik döneminde ortaya çıkar. İstatistikler baz alındığında, kekemeliğin yarısı kendiliğinden geçse de bir kısmı kalıcı olabilmektedir. Erkeklerde daha çok rastlanan kekemeliğin  iyileşme oranı kızlarda daha fazladır.

Kekeleyen Çocukların Eğitimi

Öncelikle kekemeliğin neden olduğu faktörlerin değerlendirilmesi gerekir.  Aile içerisinde ya da okulda kekemeliğin artmasına neden olan ya da tetikleyecek bir durum söz konusu ise bu durumlar ortadan kaldırılmalıdır. Bu etkenlerin ortadan kaldırılması, kekemelik sorununu kendiliğinden çözecektir.

Kekeme çocuklar, normal derslerine elbette ki girebilir. Bu alanda herhangi bir kısıtlama yoktur. Diğer arkadaşları gibi eğitimini görebilir, eğitimine devam edebilir.  Ancak bu noktada okul arkadaşlarına ve öğretmenlerine de büyük görev düşmektedir. Onların arkadaşlarını ya da öğrencilerini dinlemeleri, konuşurken sözünü kesmemeleri, onunla alay eder bir şekilde konuşulmamaları kekemeliğin önüne geçecektir.

Kekeme çocukların eğitimi konusunda ailelere de son derece önemli görevler düşmektedir. Çocukların eğitiminde kesinlikle evet ya da hayır olmalıdır.  Ebeveynleri hayır dediği için çocuk üzülürse ve kekelemeye başlarsa, bu çocuğun aslında ailesine vermiş olduğu bir mesajdır. Çocuğu kekelediği için üzülen aile, çocuğunun her söylediğini yapmaya başlar. Bu şekilde istemeden de olsa aileler çocuklarında kekemeliğin yerleşmesine neden olurlar ve bu durum kalıcı olarak devam eder.

Kekemelik Eğitiminde Ailenin Önemi

Kekemelik çocuk yaşlarda başlayan bir durumdur. Bunun için ailenin yapmış olduğu bazı davranışlar çocukları bir nevi kekeme olmaya iter.  Aileler çocuğun bulunduğu yaşa uygun bir şekilde davranmalı ve aşırı derecede koruyucu olmamalıdır. Bazı aileler, çocuklarına bebek gibi davranırlar ve severken, seslenirken  beş yaşındaki çocuğa bile ‘bebeğim’ diye hitap ederler. Bunun haricinde soyunma, giyinme, yemek yeme, su içme gibi rutin işleri kendileri yapabildiği halde aileleri yardımcı olur. Fakat bilinmesi gerekir ki; aşırı derecede korunan ve büyütülen çocuklar, bir zorluk karşısında kekemeliği az ise artabilir geçmiş ise yineleyebilir.

 

 

Devamını Oku

Çocuklarda Burun Tıkanıklığı Deyip Geçmeyelim!

Sağlık kategorisine 15 Mayıs, 2017 tarihinde eklendi, 72 defa okundu

Çocuklarda Burun Tıkanıklığı Deyip Geçmeyelim!

Burun solunum sisteminin dışarı açılan elemanlarından biridir. Dışarıdan aldığı havayı mükemmel bir sistem olan kılcal damar ağıyla nemlendirir, mikroplardan temizledikten sonra kaliteli oksijeni beyne ve akciğerlere gönderir. Şimdi burunun görevini yapamadığını düşünelim. Tıkanık bir burunla nefes almakta zorlandığınızı… Hele de burun tıkanıklığı çocuklarda olduğunda durum daha da katlanılmaz olabilmektedir. Çocuklarda burun tıkanıklığı deyip geçmeyelim, bir anne için çok büyük bir sıkıntı olabilir.

Çocuklarda burun tıkanıklığı neden olur?

Öncelikle çocuğunuzun başka şikâyeti olup olmadığını sormalısınız. Çünkü bu durum geniz eti, kemik ve kıkırdak eğrilikleri ve soğuk algınlığı gibi sorunların ön habercisi olabilir. Çocuğunuzun ateşini ölçün,  gözlerinde kızarıklık ve halsizliğinin olup olmadığına bakın. Unutulmamalı ki çocuklar yıl boyunca yetişkinlerden daha fazla hastalığa yakalanır. Eğer çocuğunuzun bu şikâyetleri de varsa hiç vakit kaybetmeden hekiminize gidin. Ama basit bir tıkanıklık abartacak bir şey yok diyorsanız sizin için birkaç küçük ipucu araştırdık.

Çocuklarda burun tıkanıklığı nasıl geçer?

Çocuğunuza sıcak bir banyo yaptırarak başlayın işe. Banyo esnasında çocuğunuzun burnuna buhar uygulayabilirsiniz. Yada içinde bir miktar su koyduğumuz tencereyi kaynattıktan sonra buharını solumasını sağlayabilirsiniz.  Eğer tıkanıklık fazlaysa suyun içine nane atabilirsiniz. Ve elbette ki bir sonraki adım tuzlu su olmalıdır. Eczanelerde deniz suyu olarak satılan bu solüsyonu evde kendinizde yapabilirsiniz. Bunun için bir bardak ılık suya bir çay kaşığı sofra tuzu karıştıralım. Ve her iki burun deliğine 2-3 damla uygulayalım. Son bir öneri, çocuğunuza süt içirmeyin. Süt mukus üretimini arttırdığı için çocuğunuzun her zamankinden daha az tüketmesi gerekir.

Devamını Oku

Geceleri Neden Uyuyamıyorum?

Psikoloji kategorisine 18 Mart, 2017 tarihinde eklendi, 129 defa okundu

         Merhaba arkadaşlar, yeni bir konumuzla sizinleyiz. ‘ Uykuya dalmakta güçlük çekme problemi ‘ Bu konu maalesef ki ülkemizde olabildiğince yaygın. Araştırma yapmadık lakin daha önce okuduğumuz haberlere göre yapılan araştırmalarda bizim ülkemizde daha yaygın olduğunu, diğer ülkelerde bu derece yaygın olmadığını gösteriyordu.

         Öncelikle şu durumu belirtmeliyiz ki, insanın isterse yapamayacağı hiç bir şey yoktur! Öncelikle buna inanmanız gerek. İnanmak, öylesine inanmak olmamalı. Gerçekten inanmalıyız ki bilinçaltımızı da inandırabilmeliyiz. Temiz bir bilinçaltı ile elde edemeyeceğiniz hiç bir şey olmayıp, Kendinizi tamamen kontrol etmenin lezzetini yaşayabilirsiniz. Bu anlattığımız olayın uyku ile bir alakasının olmadığını düşünen arkadaşlarımız da vardır tahminimce. O zaman konumuzu anlatarak tekrar aynı yere bağlanalım ki beni daha iyi anlayın.

Neden Kolay Uyuyamayız?

Kolay uyumak için düşündüğünüz, kendinize takıntı yaptığınız tüm herşeyi bırakmanız gerekir. Beyninizin bırakması yetmeyip, bilinçaltına da bunları bıraktırmanız gerekir. Örnek vermek gerekirse;

  • Borcu olan bir insan borcunu çok düşündüğü için kolay uyuyamaz.
  • Sevgilisinden ayrılmış bir kişi acının, üzüntünün verdiği hazla kolay uyuyamaz.
  • Eşiyle/Sevgilisiyle tartışmış biri sinirle kolay uyuyamaz.
  • Yarın iş görüşmesine gidecek biri kolay uyuyamaz.
  • Yarın hoşlandığı biriyle buluşacak olan kişi kolay uyuyamaz.

vs. vs. Milyonlarca benzeri örnekle çoğaltılabilir.

 

Kolay uyumak için ne yapmalı?

Sorunu aslında kendimiz de çoğu zaman fark ederiz lakin çözümünü bulmakta güçlük çekeriz. Yada çözümü bulsak da uygulamakta güçlü çekiyoruz. Kendimde aynı durumdan müzdarip olduğum için bir kaç farklı çözüm kaynağına ulaşıp hallettim, umarım sizlere de faydalı olur. Öncelikle yapmanız gereken tek şey inanmak, inanarak bilinçaltını temizlemektir. Kendinizi yorarak, düşünerek gece uykuya geç dalarsanız, uyandığınızda sizi uykuya dalmakta güçlük çektiren konu sizinle birlikte uyanacak. Üstüne de uykusuzluğunuz eklendiğinde, Agresif, sinirli, düşünceli ve aynı zamanda uykusuz bir insan olacaksınız. Tedavi görmeniz şart olacak. Bu yüzdendir ki çok düşünmeyi bir an evvel bırakmalı, bilinçaltınızı temizlemeli, düşünerek bir yere varamayacağınızı kendinize inandırmalısınız!

Bu çözümün yanında yapabilecekleriniz;

  • Uykuya dalmadan biraz kitap okumanız uykuya dalmanıza faydalı olacaktır.
  • Uykudan 1 Saat evvel 1 Bardak Melisa çayı veya 1 Bardak Sarı Kantaron çayı içmeniz uykuya dalmanızda size faydalı olacaktır.
  • Çok hafif sesle dinlendirici müzikler dinleyebilir, hipnoterapi tekniklerini deneyebilir ve kolayca uykuya dalabilirsiniz.
  • Bugün yine uyuyamayacağım, sabah yine uykusuz kalacağım düşüncesini kafanızdan silerek güzel bir uyku çekebilirsiniz. Zira beyniniz bunu düşündükçe, düşündüğünüz şeyi size sunar.

 

 

Sağlıcakla, Sağlıkla kalın.

Devamını Oku

Sarı Kantaron Nelere İyi Gelir?

Psikoloji kategorisine 15 Mart, 2017 tarihinde eklendi, 67 defa okundu

Merhaba arkadaşlar,

 

Size bu yazımızda depresiklik, depresyon, kaygı bozuklukları, sinirlilik hali, uyku problemleri, ruh daralması, sık sık gelen baş ağrıları gibi milyonlarca derde deva olan Sarı Kantaron Otu’nu anlatacağız.

Öncelikle siz değerli okuyucularımıza bitkiden bahsedelim. Sarı kantaron bitkisi (otu) Dünya’nın neredeyse tüm bölgelerinde yetişmekte, bulunması kolay bir bitkidir. Ömrü yeterince uzundur bitkimizin. Çiçekleri ise sarı renkte olmaktadır. Dağlarda, bayırlarda, ormanlarda heryerde karşınıza çıkabilir bitkimiz. Yetiştirmek için özel bir çaba, yetiştirme şekli  yoktur. Bitkimizin en çok tüketildiği ülke ise amerikadır! Sebebini merak ettiniz değil mi? Sebebi arkadaşlar bitkinin gıda takviyesi olarak da kullanılıyor olması.

 

Şimdi bu mucizevi bitkimizin özelliklerini anlatalım;

  • Stresi azaltır
  • Sakinleştirir
  • Anemi tedavisinde yardımcı olarak kullanılır
  • Sarılık tedavisinde kullanılır
  • Göğüs ağrılarına iyi gelir
  • Uykusuzluk tedavisinde kullanılır
  • Orta ve hafif dereceli depresyon tedavisinde kullanılır
  • Yaralanmalar sonucu meydana gelen ağrıları hafifletir
  • Bel ağrısına iyi gelir
  • Cilt sağlığı için kullanılır
  • Baş ağrısını alır

 

Nasıl Hazırlanır?

Sarı kantaron ülkemizde genelde kurutulmuş halde mevcut. 1 su bardağı sıcak yada soğuk suya(tavsiyemiz sıcak su) 3-4 çay kaşığı sarı kantaron ilave ederek kullanabilirsiniz. Tatlandırmak amaçlı bir kaç damla limon sıkabilir, yada bal ekleyebilirsiniz.

Soracaklarınız olursa yorum kısmından sorunuzu sorarak cevap alabilirsiniz!

 

Sağlıklı, mutlu, huzurlu, sakin bir hayat geçirmeniz dileğiyle!

 

Devamını Oku

D Vitamini İhmale gelmez!

Sağlık kategorisine 27 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 73 defa okundu

D Vitamini İhmale gelmez!

Yazın tatile gitmeyi ve güneşlenmeyi hepimiz isteriz. Bronz bir cilt için güneşin altında kalırız. Ancak güneş ışınlarının vücudumuz için faydalı olduğunu cildimizden D vitamini üretildiğini biliyor musunuz? Peki, D vitamini nedir? Görevleri Nelerdir?  Eksikliğinde vücudumuzda neler olur? Neden D vitamini ihmale gelmez? Hepsini sizler için derledik.

D vitamini nedir? ,D Vitamini eksikliği,D vitamini görevleri

D Vitamini Nedir?

D3 Vitamini insanlarda ve hayvanlarda bulunan yağda eriyerek kalsiyum ve fosforun sindirim yollarında kullanımı ve emilimi ile özellikle çocuklarda büyüme için gerekli vitamindir. Vücudumuzdaki her hücrenin D3 vitaminine ihtiyacı vardır bunun için hücrelerimizin giriş kapısı da diyebileceğimiz reseptörler vardır. Bu kapılar sayesinde gerekli olan vitaminle, besinler, hormonlar hücre içine girip çıkabilir. D3 vitamini hayat kaynağımız güneşin ışınları cildimize ulaştığında üretilebilmektedir.

D Vitamini Görevleri

Bağışıklık sistemimizde vücudumuzu savunan akyuvarların çalışmasında D vitaminin rol oynadığı günümüzde artık bilinmektedir. Yani güçlü bir bağışıklık sistemi için D vitamini düzeyinizin normal sınırlarda olması gerekir. Belki de en çok bilinen D vitamini görevleri arasında kalsiyumun emilmesini sağlamasıdır. Böylece kemik gelişimini sağlar. Üstelik sadece kemikler için değil aynı zamanda da dişler için faydalıdır. Dişlerin yapısında bulunan fosforun vücuda alınıp kontrol edilmesi de D vitamini tarafından gerçekleştirilir. Ayrıca son yapılan araştırmalara göre D vitaminin kontrolsüz hücre çoğalmasını önleyerek kansere karşı vücudu koruduğu düşünülmekte.

D Vitamini Eksikliği Hangi Hastalıklar Yapar?

D Vitamini eksikliği genellikle yeterince güneş görmeyen kişilerde görülüyor. Çünkü daha öncede söylediğimiz gibi D vitamini sadece güneş ışığının cilde değmesiyle üretile biliniyor. En sık bilinen çocuklarda raşitz denilen şekil bozukluğuyla ortaya çıkan kemik hastalığı yetişkinlerde ise kemik erimesi.  Ancak sadece bu hastalıklarla sınırlı değil. Son yapılan çalışmalar bazı beyin hastalıklarıyla D vitamini arasındaki ilişkiyi ortaya koyar niteliktedir. Alzaymr, Parkinson, Epilepsi, Şizofreni gibi beyin hastalıklarında düşük D Vitamini seviyesi tespit edilmiştir. Ayrıca kan şekerini dengeleyen insülin hormonu üretiminde katkı sağladığı bilinmekte. Nitekim Prof. Dr. Canan Karatay yayınlarında D vitamini eksikliğine bağlı görülen hastalıkları sıralarken “insülin direnci, metabolik sendrom ve bunların sonucu tip-2 diyabet hastalığı” olduğunu belirtmekte. Eksikliği tedavisinde ağızdan ya da kalçadan yapılan D Vitaminiampulü formları olmakla birlikte gıda takviyesi de yapılmalıdır.

D Vitamini Hangi Besinlerde Bulunur?

D vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğu için en çok yumurta sarısı, karaciğer, yağlı balık, tereyağı, peynir, mantar, süt gibi besinlerde bulunur. Örneğin somon balığı 100 gramı yüzde doksan ihtiyacı karşılar. Karadeniz bölgesinin vazgeçilmezi ve daha milli bir balık olan hamsi 100 gramı yüzde on ihtiyacı karşılıyor. Günlük ihtiyaç ise 0-30 yaş arası 200 IU, 31-50 yaş arası 300 IU, 51-70 yaş arası 400 IU olarak belirtile bilinir.

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Sivilce İzlerinden Kurtulmak için 7 Tedavi Yöntemi Nedir?

Sağlık kategorisine 27 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 48 defa okundu

Sivilce İzlerinden Kurtulmak için 7 Tedavi Yöntemi Nedir?

Özellikle ergenlik döneminde çıkan sivilcelerin sıkılması, cilt bakımına yeterince dikkat edilmemesi gibi nedenlerle vücudumuzda özelliklede yüzümüzde izler kalabilir. Çok rahatsız edici hatta psikolojiyi bozucu olabilecek bu izlerden nasıl kurtulabiliriz. Sivilce izleri tedavisi yöntemleri nelerdir? Sizler için 7 tedavi yöntemini derledik.

Lazerle akne tedavisi,akne ve akne izleri, Sivilce izleri tedavisi

Lazerle Akne (Sivilce) İzi Tedavisi

Lazer ve ışık sistemleriyle tedavide cildin altı ortalama 50-60 derece ısıtılır. Bu sıcaklık sayesinde ciltteki kollajen lifler kısalır ve cilt gerilerek izlerin azalmasına sebep olur. Daha sonra ısı etkisiyle yeni kollajen yapımı uyarılır böylece cilt yenilenmesi gerçekleşir ve akne izleri geçer. Bu yöntem ile ani düzelmeler görülse de asıl iyileşme için 6-12 ay beklenmelidir. Lazer tedavisi sırasında dolgu enjeksiyonları yapmak, PRP, kök hücre uygulamak tedavide daha iyi netice alınmasını sağlar.

PDR (platet rich plama) Yöntemi Nedir?

Bu yöntemde kişinin kendi kanından ayrılarak platetlerden zenginleştirilmiş plazma steril şartlarda kişiye enjekte edilir. Uygulamanın yapılacağı kişiden alınan kan santrifüj edilerek platetlerden zengin bir plazma elde edilir. Bu plazma enjeksiyon ile deri içine verilir yada dermaroller gibi uygulamalardan sonra deriye emdirilir. Ayrıca bu uygulama derin kırışıkları gidermek için dolgu olarakta kullanıla bilinir. Tam sonuç alınabilmesi için 2-3 hafta arayla 3-4 seans uygulanması önerilmektedir.

Dermaroller Uygulaması

Dermaroller, bir aparatın etrafına yerleştirilmiş mikro iğneciklerden oluşan medikal bir cihazdır. Cilde uygulandığında bu iğnecikler deriye batar ve mikro kanalcıklar oluşur. Bunlar nedbe dokusu bırakacak kadar derin değildir ancak vücudun yara iyileşmesine tepki vermesine neden olur. Çevre doku yıkılır ve yeni elastin ve kollajen oluşur. Bu sayede cilt temizlenir ve yeni lekesiz, izsiz bir cilt gelir.

Akne ve Akne İzi Tedavisinde Kimyasal Peeling

Kimyasal peeling, cildin yüzeyine uygulanan asitlerle, cildin kontrollü bir şekilde soyulması ve uyarılması işlemidir. Bu sayede ciltteki ölü tabaka uzaklaşır, akne ve akne izleri, cilt lekeleri tedavi edilir. Bu yöntemde uygulanan maddelere örnek olarak alfa-hydroxy asitler, beta-hydroxy asit, Jessner’s  solüsyonu verile bilinir.

Mikrodermabrazyon

Kimyasal ve lazer harici yüksek basınçla hareket eden kristallerle cildin soyulması işlemidir. Bu kristaller cilt üzerine yüksek hızda gönderilir ve cildin üst kısmında ölü tabaka soyulur. Alttan yumuşak, pürüzsüz bir cildin oluşması sağlanır. Her seans yaklaşık 30 dakika sürer ve tedavi yaklaşık 3-6 seans uygulanır.

 

Dolgu Enjeksiyonu

Günümüzde yaygın olarak kullanılan ve tercih edilen bu yöntemle hastalar sivilce izleri ve kırışıklıklarını tedavi ettirmekteler. Dolgu maddesi olarak hyalüronik asit kullanılmakla birlikte otolog yağ da etkili bir dolgu maddesidir.

Radyofrekans Tedavisi

Sadece 1 seans olarak yapılan bu tedavinin hafif bir kızarıklık dışında bir yan etkisi yoktur. Lazerle akne tedavisi gibi yöntemlerle birlikte kullanılır. Radyofrekans dalgaları, bağ dokusunda ısı artışı yapar. Bu artış yoluyla kollajen sentezi artarak çok daha sıkı bir deri oluşur.

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Diyabet Türleri ve Tedavi Yöntemleri

Sağlık kategorisine 25 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 52 defa okundu

Diyabet Türleri ve Tedavi Yöntemleri

Diyabet, pankreas tarafından vücuda insülin salgılanmaması ve hastanın ömür boyu taşıdığı bir hastalıktır. Diyabet kendi içinde de tip 1 diyabet ve tip 2 diyabet şeklinde ayrılmaktadır. Bazı hastalar ömür boyu ilaç kullanarak bu hastalıkla başa çıkmaya çalışırlar. Bazıları için ise ilaç tedavisi artık yetersiz gelmekte ve yerini insülin iğnesi ile aldığı bir tedavi alır. Diyabet hastaları bu hastalık hayatlarına girdiğinde genelde çok kilolu olan kişilerdir. Ne yaparsa yapsın kilo veremez, ağızda kuruluk, gece idrara çıkma, su içme ihtiyacı, açlık durumunda halsizlik ve baygınlık hissi gibi durumlar diyabetin habercisidir. Bu belirtileri yaşayan kişinin acilen bir doktor muayenesine girmesi şarttır. Kişinin açlık ve tokluk şekeri takibe alındıktan sonra diyabet hastası olduğu tespit edilirse acilen tedaviye ve özellikle kilolu kişiler için diyete başlanması sağlanmalıdır.

Diyabet Tedavi

Tip 1 Ve Tip 2 Diyabet Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Tip 1 diyabet, diyabet hastalığının hap ile tedavi edilemediği, sürekli yüksek bir şeker ölçümünün kaydedildiği diyabet çeşididir. Hasta bu aşamada hap tedavisinin yanı sıra insülin ilacını kullanmaya başlamaktadır. Ayrıca insülin kullanan hastanın beslenme alışkanlığı da son derece önemlidir. Tatlıdan, hamur işlerinden, özellikle pirinç pilavından uzak durulmalıdır. Hasta günde tam olarak 6 öğün alışkanlığını kazanmalıdır. Bu altı öğün her öğünde hastanın oturup tabak tabak yemek yemesi değildir tabiî ki. Altı öğünden kasıt şudur; sabah, öğle ve akşam öğünlerinden iki saat sonra alınan ara öğün takviyeleridir. Ara öğünlerde hastaların yemesi gerekenler ise süt, ayran, yoğurt, meyvedir. Meyve yeniliyor ise yanında muhakkak küçük bir iki çorba kaşığı yoğurt yenmelidir. Tip 2 Diyabet ise hastanın sadece hap kullanarak tedavi olduğu diyabet çeşididir. Ağızdan alınan kan şekerini düşüren ilaçlar ile hastalık kontrol altında tutulabilmektedir. Ancak tip 1 de olduğu gibi tip 2 diyabette de aynı şekilde düzenli beslenme şarttır. Aç kalma neticesinde ani kan şekeri düşüşleri ya da yükselmesi hastayı bedensel olarak önemli ölçüde sarsar. Hasta kan şekeri düştüğünde soğuk bir terleme yaşar, büyük ölçüde halsizlik ve yerinden kalkamama durumu gerçekleşir. Böyle durumlarda hastanın kan şekerinin düştüğü, şeker ölçüm aletleri ile ölçülüp tespit edildikten sonra hastanın iki adet kesme şeker tüketip bol su içmesi sağlanmalıdır. Aksi taktirde hastanın kan şeker seviyesi fazlası ile düşecek hasta düşük şeker komasına girecektir. Koma sonucunda birçok hasta komadan çıkamamakta ve durum ölümle sonuçlanmaktadır.

Diyabet Hastalarının Dikkat Etmesi Gereken Hususlar

Diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken unsurların başında kesinlikle beslenme alışkanlığı gelmektedir. Ara öğünler atlanmamalı, aşırı tatlı ve şeker tüketiminden kaçınılmalıdır. Hastanın kullandığı ilaçlar zamanla böbreklerini kötü yönde etkileyebileceği sebebi ile su tüketiminin günde 2 buçuk 3 litre civarında olması sağlanmalıdır. Hasta stres ve sorunlu bir hayattan uzaklaşmalıdır. Her hastalığın anası olan stres diyabette de kendini önemli ölçüde hissettirmektedir. Aşırı stres anında hasta ne kadar su tüketirse tüketsin sürekli su içme ihtiyacı hissetmektedir. Bu durum ise kan şekeri seviyesinin yükselmeye başladığının habercisidir. Diyabette dikkatli bir yaşam tarzı seçmek yaşam kalitenizi arttıracak ve daha sağlıklı yaşamanızı sağlayacaktır.

 

 

Devamını Oku

Hayatımızın Kâbusu Migren ve Tedavi Yöntemleri

Sağlık kategorisine 25 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 49 defa okundu

Hayatımızın Kâbusu Migren ve Tedavi Yöntemleri

Migren, beyinde kan damarlarının gevşemesi ya da daralması sonucu ağır bir ağrı nöbetidir. Zamanında müdahale edilmediğinde günlerce süren bir ağrı ile başa çıkmak zorunda kalınabilir. Halk arasında yarım baş ağrısı olarak da nitelendirilen bu can sıkıcı rahatsızlık günlük hayatı olumsuz yönde etkilemektedir. Migren genelde ilaç ile tedavi edilmektedir. Ancak ilaç tedavisinde dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır. Ağrı nöbetinin başlama aşamasında kullandığınız ilacın hemen alınması ağrının tam olarak ilerlemeden sonlanmasını sağlayacaktır. Ancak ilaç tedavisini geciktirirseniz büyük bir ağrı nöbeti ile baş etmek durumunda kalabilirsiniz. Ağrının iyice ilerlemesi neticesinde, mide bulantısına kadar yol açabilmektedir. Acil müdahale edilmeli ve hemen bir hastaneye başvurulmalıdır.

Migren

Migrene Sebep Olan Faktörler Ve Beslenme Alışkanlığı

Migren hastalarının bu hastalıkla başa çıkabilmeleri için çok düzenli olan bir hayata sahip olmaları oldukça önemlidir. Migren soğuk hava koşullarını da sevmez, aşırı güneş ışığına ve sıcağa maruz kalmayı da sevmez, uygusuzluk migrenin en önemli tetikleyicilerinden bir tanesidir. Alkol ve sigara kullanımı, aç kalmak, aşırı stres migren hastasının ani migren atakları yaşamasına sebep olabilmektedir. Ayrıca hormonel değişimler, bayanlarda regl dönemi de yine migreni tetikleyen bir unsurdur. Migren hastasının beslenme alışkanlığı çok önemlidir. Bazı yiyecek ve içecekler migreni tetiklemektedir. Migreni tetikleyen başlıca gıdalar ise; süt ürünleri, kalamar, midye gibi deniz ürünleri, turşu, aşırı çikolata tüketimi, salam, sosis, sucuk, domates ile alkol ve sigaradır. Migren hastası ataklarının sıklaşmasını istemiyor ise bu besinleri hayatından çıkarması gerekmektedir. Alkol ve sigara tüketimi migreni olmayan bir kişi için de tehlikelidir. Migren hastasının beslenme alışkanlığı düzenli olmalıdır. Açlık önemli bir tetikleyici olması sebebi ile migren hastası kesinlikle aç kalmamalıdır. Ayrıca migrenle dost olan gıdaları tüketmekte de fayda vardır. Meyvelerden elma ve armut, bitkisel çaylardan papatya, melisa ve rezene, sebzelerden kereviz ve sebze çorbaları migren ağrılarının tam olarak geçmesini sağlamasa bile hafifletecektir.

Migren Belirtileri ve Tıbbi Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Migrenin belirtileri şakaklarda başlayıp, yarım olarak tek göz ve başın yarı kısmını çevreleyen ağrının migren olma olasılığı yüksektir. Hasta zamanla ağrının şiddeti arttıkça mide bulantısı, kusma, ışığa bakamama, ses ve gürültüden uzak durmak isteme, kokulara karşı hassasiyet yaşayacaktır. Zamanında uygulanan ilaç tedavisi ile atağın ilerleyip artması engellenebilir. Ancak aksine müdahale edilmeden geçmesi beklenen ağrı semptomları artar. İleri derecede ağrı çekmeye başlandı ise öncelikle hastanın geç de olsa ilaç alarak karanlık, ışıksız ve sessiz bir ortamda dinlenmeye çekilmesi gerekmektedir. Migrenin tıbbi müdahale ile tedavi edilmesi de artık mümkün olmaktadır. Nörolojik terapi yöntemi uygulanarak hastanın migren geçmişi araştırılır, en çok hangi durumlarda ağrı nöbetlerine maruz kaldığı belirlenir. Mümkün mertebe ağrıyı tetikleyen unsurların hastanın hayatından çıkarılması için terapi ya da ilaç tedavisi uygulanır. Hastanın yaşamış olduğu migren atağı iyileşme yönünde bir gelişme gösterdiğinde hastada fiziki ve psikolojik rahatlama görülür, rahatlayan beden uykuya eğilimli olur ve hasta genelde uyur. Uyandığında ise hasta yeniden doğmuş gibi kendini huzurlu ve mutlu hisseder.

 

 

 

Devamını Oku

İnsülin Tedavisi Nedir Ve Nasıl Yapılır?

Sağlık kategorisine 24 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 85 defa okundu

İnsülin Tedavisi Nedir Ve Nasıl Yapılır?

İnsülin hormonu vücudumuzda midenin hemen arkasında bulunan pankreasın beta hücrelerinde salgılanan bir hormondur. Bu hormonun görevi ise kandaki şekeri kandan ayırmak ve hücre içine girmesini sağlamaktır. Bu sayede de kandaki şeker oranı azalmış olur. Pankreas bezinde iki farklı tür İnsülin salgılanması olur. Bunlardan biri gün boyunca az miktarda olan İnsülin salgılamasıdır. Bu salgılanmaya bazal İnsülin adı verilmektedir. Bu İnsülin salgısının bir tane de yemeklerden sonra artan kan şekerini düşürmek için salgılanması vardır. İnsülin tedavisi de şeker hastalarına bu salgının benzeri şeklinde verilmektedir. İnsülin tedavisi genellikle Tip 1 diyabet ve Tip 2 diyabet hastalığı yaşayan ve kullandığı ilaçlara cevap vermeyen kişilerde kullanılmaktadır.

İnsülin Tedavisi Nedir Ve Nasıl Yapılır?

İnsülin Tedavisi Kimlere Yapılır?

İnsülin tedavisinde verilen İnsülin hormonu sıvı haldedir ve bir İnsülin kalemi ya da enjektör ile deri altına enjekte edilmektedir. Bu ilacın hap ya da tablet olanı ise yoktur. Bu tedavinin yanı sıra kan şekeri çok değişken olan Tip 1 diyabet hastalarında İnsülin pompası da tedavi için kullanılmaktadır. İnsülin ilacı ile bu hormonun tedavisi özellikle Tip 1 diyabet hastalarında kesinlikle kullanılmalıdır. Tip 2 diyabetlerde ise doktor tarafından verilen ilaçlara kişi yanıt vermediyse kullanılmalıdır. Yani Tip 2 diyabet hastaları şeker ilaçlarının en yüksek dozunu dahi kullanmış olsa da şeker seviyesi halen düşmüyor ise İnsülin kullanmak zorundadır.

İnsülin Bağımlılık Yapar Mı?

İnsülin tedavisinde kullanılan İnsülin ilacının bağımlılık yaptığına dair halk arasında olan yanlış bir inanış vardır. Bu ilaç da diğer tedaviler için kullanılan ilaç gibidir ve kesinlikle bağımlılık yapması gibi bir durum söz konusu değildir. Ayrıca İnsülin kullanmak diğer hapları kullanmaktan çok daha sağlıklıdır. Şeker hastalığı zaman içerisinde ilerleyen bir rahatsızlıktır. Zaman geçtikçe kullanılan ilaçlar eskisi kadar yeterli olmamaya başlar. Bu durumda hastanın herhangi bir hatası yoktur. Hapların yeterli gelmemesinin nedeni tamamen hastalığın zaman ile ilerlemesidir. İnsülin tedavisi görecek hastalar genellikle yaşamlarının etkileneceğinden endişe ederler. İğne yapmak ilk zamanlar kişileri korkutur lakin zamanla alışacaklardır.

İnsülin İlacı Ne Kadar Kullanılmalıdır?

İnsülin tedavisinde kullanılacak İnsülin dozunu kişinin kendisi değil doktoru ayarlamaktadır. Bunun nedeni her hastanın kendi hastalık özelliklerine ve ihtiyaçlarına göre İnsülin dozunun farklı olmasıdır. Hangi İnsülinin kullanılacağına da hastayı takip eden iç hastalıkları uzmanı ya da endokrinoloji uzmanı karar vermektedir. Kan şekerine ayarlanan İnsülini bazen günde 1 ya da 2 kere yapmanın gerekeceği gibi bazı zamanlarda günde 4 defa İnsülin yapmak gerekebilir. Doktorunuzun önerisine göre karışım İnsülin de kullanılabilir.

İnsülin İlaçları Nasıl Saklanır?

Eczanelerde satılan İnsülin ilaçları ya flokan halindedir ya da İnsülin kaleminde kullanmak için kartuş halindedir. Bunların dışında kullanıldıktan sonra atılacak kalem İnsülinler de bulunmaktadır. Kalemlerde kullanılan insülinlerin 1 ml’sinde 100 ünite İnsülin bulunmaktadır. Kısa etkisi olan insülinler çabuk bozulur bundan dolayı da buzdolabında saklanmaları gerekmektedir. Çok fazla sıcak olmayan günlerde ilacınızı yanınızda taşıyabilirsiniz lakin eve döndüğünüzde hemen buzdolabına koymalısınız. İnsülin kaleminin içerisindeki İnsülin oda sıcaklığında 1 aya kadar buzdolabında ise tam 3 ay bozulmadan kalabilmektedir. Ayrıca İnsülinler 25 derecenin üzerindeki hava sıcaklıklarında uzun süre kalırlarsa bozulabilirler. Bundan dolayı sıcak havalarda insülininizi bir termosta saklayabilirsiniz.

 

Kaynak: http://www.endokrinoloji.org/tr/Endokrinoloji4.asp?m2=6&m3=26&m4=168

Devamını Oku

Anksiyete (Kaygı) Nedir?

Psikoloji kategorisine 23 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 86 defa okundu

Anksiyete (Kaygı) Nedir?

Günlük hayatımızda kimi zaman kaygı duymamız oldukça normaldir. Hatta dozunda kaygı stres altında odaklanmamıza ve işimizi daha doğru yapmamıza yardımcı olur. Ancak, bu kaygı duygusu günlük hayatımızın gereklerini yerine getirmekte bizi zorluyorsa örneğin sosyal fobide olduğu gibi yeni insanlarla tanışamıyorsanız anksiyete sizin için sorun olmuştur. Peki, anksiyete nedir? Belirtileri nelerdir? Anksiyete tedavisi yöntemleri nelerdir?

 sosyal fobi,Anksiyete bozukluğu,obsesif kompulsif bozukluk,Anksiyete tedavisi

Anksiyete Nedir?

Anksiyete, kişide görülen korku, endişe, sıkıntı halidir. Nedeni bilinmeyen tedirginliktir. Sürekli kötü bir şey olacakmışçasına bir bunaltı hissetmektir. Kişi sürekli kaygılı olur ve bu kaygı onun sosyal hayatını yani işini okulunu etkiler. Kimi zaman kişi belirli şeyleri yapmadığı zaman başına kötü şeyler geleceğini düşünür. Örneğin bir anksiyete çeşidi olan obsesif kompulsif bozuklukta kişi ellerinde mikrop olmasından korktuğu için sürekli ellerini yıkayabilir. Ve bu davranışlar onun günlük yaşantısını sekteye uğratabilir. Peki, anksiyetemiz olduğunu nasıl anlarız? Anksiyetenin belirtileri nelerdir?

Anksiyete Belirtileri

Duygusal olarak kişi sürekli nedensiz kaygılı ve sıkıntılıdır. Konsantrasyonda azalma, çabuk irkilme, kolay yorulma, kötü bir haber alacağı beklentisi ve ölüm korkusunu sayabiliriz. Bu duygusal belirtilerin yanında fiziksel belirtilerde bulunmaktadır. Otonom sinir sisteminin yani iç organlarımızın çalışmasını düzenlemek gibi görevleri olan ve isteğimiz dışında çalışan sinir sisteminin aşırı çalışması sonucu bazı fiziksel belirtiler meydana çıkar. Bunlar arasında kalp çarpıntısı, ellerde terleme, ağız kuruluğu, baş ağrısı, baş dönmesi, göğüste ağrı gibi belirtiler verir ve bu nedenle başka hastalıklarla karıştırıla bilinir.

Anksiyete Nedenleri

Anksiyetenin biyolojik ve ruhsal nedenleri vardır. Kişinin girdiği zorlayıcı durumlarda beyinden salgılanan bazı maddeler ve salgılandıkları bölgelerdeki reseptörlerde bazı değişiklikler olmaktadır. Ayrıca hormonlarında anksiyete üzerinde etkisi olduğu bilinmektedir. Örneğin menapoza girildiğinde anksiyete olmakta östrojen takviyesi yapıldığında anksiyete giderilebilmektedir. Ruhsal olarak ise kişi zorlayıcı bir durumla örneğin boşanma, eşini kaybetmek gibi karşılaştıklarında kişiler anksiyete hissederler.

Anksiyete Tedavisi Nasıl Yapılır?

Hasta genellikle tedaviye çok kısa sürede cevap verir. Tedavi, anksiyetenin türüne ve şiddetine göre değişir. Ancak genel kural ilaç ve psikoterapinin beraber yürütülmesidir. Benzodiyazepinler ve bir çok anti depresan grubu tedavide kullanılmaktadır. Psikoterapi ise 5-20 haftalık seanslarla devam eder.

 

 

Kendi Kendimize Neler Yapabiliriz?

Anksiyete bozukluğu olan bir kişinin elbette ki profesyonel bir yardım alması gerekir. Ancak uzmanlar bizi rahatlatacak tedavi sürecine yardımcı olacak önerilerde de bulunuyorlar. Psikiyatrist ve Psikoterapist Prof. Dr. Şükrü Uğuz bunlardan bazılarını şöyle sıralıyor; rahatlama teknikleri uygulayın, Alkol ve nikotin tüketimini azaltın, düzenli olarak egzersiz yapın, uykunuza dikkat edin.  Düzenli yapıldığında meditasyon, nefes egzersizleri gibi rahatlama tekniklerinin kaygı seviyesini azalttığını söyleyen uzmanlar en az günde 7-9 saat uykuyu da tavsiye ediyorlar. Ayrıca güne güzel bir kahvaltıyla başlayıp uzun süre aç kalıp kan şekerinin düşmesine izin vermemek gerekiyor. Egzersiz ise sadece kaygınızı hafifletecek bir yöntem değil aynı zamanda sağlık için gerekli. Bu nedenle günde en az 30 dakika egzersiz tavsiyeler arasında.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Göbek Fıtığı Ameliyatı

Sağlık kategorisine 22 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 159 defa okundu

Göbek Fıtığı Ameliyatı

Göbek Fıtığı Nedir?

Göbek fıtığının en sık nedeni göbek bölgesinde oluşan şişliklerdir. Umblikal kanalın açık olmasına bağlı göbek fıtığı meydana gelmektedir. Umblikal kanal anne karnında ki bebeğin beslenmesini sağlayan damarların geçtiği yerdir. Doğumun sona ermesiyle göbek bağı kesilir ve bu kanalda kendi kendine kapanır. Karın bölgesinde en zayıf yer bu bölgedir. Bu bölgeden kaynaklanan fıtıklara Latince umblikal hernie denilmektedir.

Göbek fıtığı,Göbek fıtığı ameliyatı riskleri ,Göbek fıtığının tedavisi

Göbek Fıtığı Belirtileri Nelerdir?

Göbek fıtığı belirtilerinin en sık ve en önemlisi göbek deliğinde şişlik meydana gelmesidir. Öksürme, ıkınma gibi karın içi basıncın artmasına neden olan durumlarda bu şişlik artmaktadır. Zaman ilerledikçe fıtığın meydana geldiği delik çapı artmaktadır. Hatta bu durumda fıtığın içerisine çok fazla organ girerek fıtık daha da büyüyecektir.

Göbek fıtıklarında şişlik dışında ağrı görülebilmektedir. Genelde ağrının nedeni fıtık içerisine omentum yağının sıkışmasıdır. Sıkışmanın ortadan kalkmasıyla kendiliğinden ağrı geçecektir.

Göbek Fıtığı Riskleri Nelerdir?

Herhangi bir işlem yapılmadan göbel bölgesinde fıtığı ile yaşayan birçok insan bulunmaktadır. Ancak buna bağlı olarak göbek fıtığı masum bir hastalık olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle fıtığın olduğu delik çok dar ise bu nedenle fıtık içerisine girmiş organların tekrar karnın içindeki yere geri dönmesi çok zordur. Bu durumda fıtık içerisindeki organlar daha fazla sıkışır. Ve böylece de günler ya da saatler içinde organların beslenmelerinde bozukluk meydana gelecektir.

Göbek fıtıklarında fıtık içine giren organlardan en sık yaşananı omentum yağının fıtık içine girmesidir. Omentum yağları dışında en sık fıtık içine giren organlardan biri de ince bağırsaklardır. İnce bağırsaklar beslenmesi çok nadir olan organlardır. Bu organın fıtık içinde sıkışması ile beslenmesi hızla bozulur ve gangren meydana gelir. Bu durumun devam etmesi sonucunda bağırsakta delinme ve ölüm riski meydana gelebilmektedir. Eğer göbek fıtığında ince bağırsaklar gangren olduysa ameliyat sırasında o bölümler çıkarılır. Böylece ameliyat çok komplike hale gelir.

Göbek Fıtığı Ameliyatı

 

Göbek fıtığının tedavisi cerrahi operasyondur. Fıtık deliği genelde küçüktür ve açık cerrahi operasyon tercih edilmektedir. Ancak ameliyat kapalı olarak da yapılabilir. Cilt açılarak cilt altı dokusundan sonra fıtık kesesine geçilir ve fıtık çevre dokulardan ayrılır. Karında oluşan delik dikişlerle direk kapatılabilir ya da özel yama yerleştirilebilir. Sonrasında cilt kapatılır ve operasyon tamamlanır.

Göbek Fıtığı Ameliyatı Riskleri Nelerdir?

Göbek fıtığı ameliyatı riskleri ikiye ayrılır. Ameliyat esnasında ve ameliyat sonrası riskler oluşmaktadır. Ameliyat esnasında; fıtık kesesi içinde bulunan organların yaralanma ihtimali ve ameliyat esnasında kanama kontrolü gibi risklere karşı kontroller iyice yapılmalı ve küçük sızıntılar için drenler ameliyat bölgesine yerleştirilebilir.

Ameliyat sonrası riskleri arasında ise erken dönemde kanama olabilir. Aktif ve çok miktarda kanama var ise kanama kontrolünün yapılması için ikinci bir operasyon yapılabilir. Ya da ameliyat yerinin olduğu yerde yara enfeksiyonu gerçekleşebilir. Bunun için antibiyotik tedavisi yapılmaktadır. Ancak yara yama yerinde oluşmuşsa nadir de olsa yamanın çıkarılması gerekmektedir.

Göbek fıtığı ameliyatı riskleri arasında nadir olan bir diğer burum ise göbek fıtığının kendini tekrarlamasıdır. Bu gibi bir durum olunca tekrar fıtık ameliyatı yapılır.

 

Devamını Oku

GenitalHerpes( Genital Uçuk)

Sağlık kategorisine 21 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 64 defa okundu

GenitalHerpes( Genital Uçuk)

Tıpliteratt üründe genital herpes olarak adlandırılan genital uçuk, ağız, vajen ya da genital bölgede yer alan mukoz ve iltihabik rahatsızlıkların, temas ile veya cinsel yol ile bulaşması sonucu oluşan viral bir rahatsızlık türüdür. Erkeklerde penis, kadınlarda ise vajina ve pop çevresini etkileyen bir enfeksiyon türüdür. Ve kalçalarda sık görülen sivilce ve siyah nokta şeklinde ortaya çıkar. Bu tür iltihabik kabarcıkların patlatılmaması önemlidir. Yoksa yerine daha fazlası türeyebiliyor. Siz ne kadar fark etmeseniz de sıkma anında mikropların sıçraması çoğalmalarına neden oluyor.

GenitalHerpes

Genital Uçuğun Sebepleri

Genital uçuk sebepleri iki şekilde ortaya çıkar. Bunlar HSV-1 ve HSV-2. HSV-1’ de genellikle ağız içinde bir takım kabarcıklar meydana gelir. HSV-2’ de ise genital bölgede yaralar ve anüs etrafında sıklıkla görülen lezyonlar mevcuttur. Uçuğun meydana gelmesi immun sistem ile yakından ilgilidir. Stres, enfeksiyon veya ilaçlardan kaynaklı olarak bağışıklık sistemi zayıflayan kadınlarda uçuk daha sık görülmektedir. Bu nedenle ilaç kullanırken daha dikkatli beslenmeli ve özellikle iç çamaşırlarınıza her giyimden önce ütü yapmalısınız. Bu şekilde oluşabilecek her türlü lezyondan kendinizi rahatlıkla korumuş olursunuz. HSV-2 oluşumunda dudaklarda ve ağız içinde bir takım yaralar meydana gelir.

Genital Herperte HSV- 1

Genital herpes HSV- 1 çoğunlukla kendisini dudaklarda ve ağız içinde oluşan yaralar ile gösterir. Bu belirti gözlerde enfeksiyona bile yol açabilir. İleri vakalarda beyin enfeksiyonlarına yol açar. Sosyoekonomik gelişimi düşük ülkelerde görülmesi daha sık olan HSV-1 genel olarak tükürüğün salya ile karışması sonucu oluşur. Erişkinlerde yüzde otuzun üstünde, yüzde doksanın altında olarak hesaplanmıştır.

Genita lHerpes Hangi Sıklıkta Görülür?

Genital herpes görülme sıklığı kişinin dirayetine, bağışıklık sisteminin güçlenmesine ve temizliğe göre değişir. Bilindiği üzere bu hastalığın ilk sebebi enfeksiyoneldir. Genital herpes sadece direkt temaslarda yayılır. Herpes belirti olarak kadınlarda da erkeklerde de aynı şekilde ortaya çıkar. Virüse rastlandığında lezyon oluşmadan önce 3 ila 7 gün ara ile süren bir yumurtlama dönemi vardır. 7-15 gün aralığında tam olarak gelişir ve dokununca çok acı verir. Bu rahatsızlık sıklıkla 14 ila 49 yaş arasında görülüyor.

PrimerGenital Herpes

Primer genital herpes yani ilk kez görülen primeren feksiyonların belirtileri genellikle daha kötüdür. Fakat yeni nessil HSV virüsü çoğu durumda belirti vermeyebilir. Bu tür vakalarda genellikle ilk belirtiler cinsel ilişkiden bir iki hafta sonra ortaya çıkar. Etkilenen bölgelerde karıncalanma, iğnelenme, kızarıklık gibi belirtiler görülür. İki veya üç hafta sonrasında oluşan lezyonlar patlamaya başlar, kurur ve kabuk bağlar. Sonrasında kavlayarak dökülmeler başlar. Nemli bölgelerde meydana gelen kabarcıkların iyileşmesi daha uzun sürecektir. Bu konuda yapmanız gereken şey o bölgeyi kuru tutmaktır. Bunun için bebek pudrası kullanabilirsiniz.

 

Devamını Oku

Damar Dostu Olan Vitamin

Sağlık kategorisine 21 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 77 defa okundu

Damar Dostu Olan Vitamin

Damar dostu olan vitaminin hangi vitamin olduğu 65 yıl önce anlaşılmıştır. Damar dostu diye bildiğimiz vitamin P vitaminidir. Günümüzde etkileri yeni anlaşılmaya başlanmıştır. P vitamini biyoflavonid olarak da bilinmektedir. Suda çözünen vitamin olan bu P vitamini, turunçgillere turuncu ve sarı rengini vermektedir.

 

P vitamini, C vitaminiyle benzer özellikler taşımaktadır. Çoğunlukla C vitamini ile aynı besinlerin içeriğinde bulunmaktadırlar. İkisinin ortak özelliği ise flavon adı verilen vücudumuz için çok faydalı öğeler içerirler. Meyvelerin posasında daha çok bulunurlar.

Kılcal damarların yapısı ve geçirgenliği üzerine çok etkili olmasına bağlı olarak İngilizce geçirgenlik anlamına gelen ‘’Permeability’’ sözcüğünün ilk harfinden adını alarak P vitamini denilmektedir. Oksijen atardamar ile hücrelere getirilir ve besin dokularda kullanılır. Sonrasında toplardamarlarla, meydana gelen karbondioksit ve oluşan atık maddeler vücuttan uzaklaştırılır.

Damar dostu olan vitamin,P vitamini eksikliği,günlük alınması gereken P vitamini

P Vitamini Hangi Yiyeceklerde Bulunur?

P vitamini bulunan yiyecekler;

  • Atkestanesi kabuğu
  • Yer fıstığı
  • Yumurta
  • Portakal
  • Murt (Mersin)
  • Taze biber
  • Marul
  • Menekşe yaprağı

P Vitaminin Faydaları Nelerdir?

C vitamini ile ortak çalışan ve benzer etkiler gösteren P vitaminin faydaları ise şunlardır;

  • C vitaminin kaybını önler ve emilimini arttırır. C vitamini kullanımını arttırarak C vitamininin dâhil olduğu tüm konularda etki göstermektedir.
  • Kollajen doku dediğimiz destek yapının dayanıklılığı ve sağlığı üzerine olumlu etkileri bulunmaktadır.
  • Kılcal damarların yapısının korunması ve geçirgenliği üzerine oldukça faydalıdır. Kılcal damarların kanamasını ve yırtılmasını önler. Ayrıca kılcal damarların dayanıklılığını arttırarak enfeksiyonlara karşı korumaktadır.
  • Damar geçirgenliğini arttırır. Böylece arteroskleroz ( damarlarda plak oluşmasını bağlı tıkanıklık) oluşmasını engeller.
  • Histamin adı verilen alerjik reaksiyonu arttıran maddenin salgılanmasını azaltır.
  • Menopoz döneminde P vitamini D vitamini ile beraber alınırsa östrojen hormonuna benzer etki gösterir. Bu nedenle de sıcak basması gibi şikayetleri önleyebilmektedir.
  • P vitamini vücutta depolanmaz, fazla tüketildiğinde fazlası atılır. P vitaminin fazla tüketilmesinin bu nedenle bir zararı bulunmamaktadır.

P Vitamini Eksikliğinde Ne olur?

P vitamini eksikliğinde, C vitamini ile benzer etkiler görülmektedir. Bunun dışında ise kılcal damar kanamaları ve yırtılmaları, inflamasyon adı verilen dokular da kızarıklık ve şişme ile birlikte ağrı görülmektedir.

Günlük Alınması Gereken P vitamini Ne Kadardır?

Günümüzde günlük alınması gereken P vitamini hakkında kesin bir miktar söylenememektedir. Hesperidin, rutin ve quersetin gibi türlerinin daha faydalı olduğu söylenmektedir. Bu çeşitlerin hepsinden 50 mg alabilir ya da hepsi bir arada bulunuyorsa 125-250 mg almak olumlu sonuçlar göstermektedir.

Peki, günlük olarak bulacağımız doğal kaynakları neler? Turunçgiller ailesinden olan meyvelerin beyaz kabukları ve dilimleri, greyfurt, portakal, limon, kuşüzümü, karabuğday, yaban mersini, böğürtlen, kuşburnu, üzüm, kiraz, kayısı, domates, kırmızı şarap, yeşil çay, soğan, brokolidir.

 

Devamını Oku

Tiroid Bebek Sahibi Olunmasına Engel Mi?

Sağlık kategorisine 20 Ocak, 2017 tarihinde eklendi, 47 defa okundu

Tiroid Bebek Sahibi Olunmasına Engel Mi?

Tiroit hormonları  vücudun hemen hemen her bir hücresinin işlevi için gereklidir. Diğer hormonların yapımı, hücre büyümesi ve çoğalması, metabolizmanın normal çalışması açısından vazgeçilmez hormonlardır.  Besinlerden alınan iyodu kandan emerek vücut için gerekli hormonları üreten tiroid bezlerinin normalin dışında hızlı veya normalin dışında yavaş çalışmasının hastalıklara neden olduğunu söyleyebiliriz.

 Tiroid Bebek Sahibi Olunmasına Engel Mi?

Tiroid Bezi Hastalıklarının Belirtileri Nelerdir?

Hipertiroidi tiroid bezlerinin normalden hızlı çalışması ile ortaya çıkmaktadır. Belirtileri: iştah artışına rağmen kilo kaybı, asabiyet, günlük aktiviteler sırasında çabuk yorulma, terleme, çarpıntı, kas güçsüzlüğü, ellerde titreme, göz kapağının yukarıya doğru gerilmesi veya göz kapağında şişme, göz kürelerinin öne doğru fırlaması gibi sıralanabilir.

Hipotiroidi  tiroid bezlerinin normalden yavaş çalışması sonucu ortaya çıkmaktadır. Belirtileri: halsizlik, çabuk yorulma, kalp atışlarının normal sınırlardan yavaş atması, uyku eğilimi, soğuğa tahammülsüzlük, ses kalınlaşması, yavaş ve kısık sesle konuşma, ciltte kalınlaşma, kuruluk ve saç dökülmesi, kabızlık, terleme azlığı, yüz ve göz kapaklarında şişkinlik şeklinde sıralanabilir.

 

Tiroid Bezi Hastalıkları Gebe Kalmayı Engeller Mi?

 

Tiroid bezi hormonlarının tüm hormonlarla etkileşim halinde olduğunu söylemiştik. Kadınlarda yumurtalıkların, erkeklerde testisin normal işlevlerini yerine getirebilmesi için, tiroid bezi hormon seviyelerinin normal sınırlarda olması gerekmektedir. Tiroid bezinin normalden daha fazla ya da daha az çalışması halinde hem erkekte hem de kadında doğurganlık üzerinde olumsuz etkiler yapar ve kısırlığa neden olabilir. Normalden az olan tiroid bez hormonlarının seviyeleri kısırlık sorununu ortaya çıkardığı gibi, gebe kalınsa bile erken doğum, düşük gibi sorunları meydana getirebilir. Ayrıca anne karnındaki bebeğin de gelişimini de olumsuz etkileyebilir. Tiroid hormonları erkek kısırlığında % 30 oranında etkili iken, kadın kısırlığında bu oran % 35 tir.

Hipotiroidizm olan bayanlarda, adet dönemlerinin sürelerinde bozulmalar olabilir. Bazen yumurtlama bozukluğuna bağlı olarak, adet görülmez ya da adet düzensizlikleri yaşanabilir. Tiroid bezinin az çalışması, doğum sonrası süt üretimini uyaran prolaktin hormonunun seviyesini arttırıp yumurtlamayı baskılayıcı etki yapabilir. Ayrıca hipotiroidizm hastalığı kadınların yumurtalıklarında kist meydana getirerek, gebe kalmaya engelleyici etkisi olan polikistik over hastalığına (PCOS) yakalanma riskini de arttırmaktadır.

 

 

 

Tiroid bezi hormonları bayanlarda yumurtalıkların işleyişini korumak ve  yumurtalıklardan atılan yumurtanın olgunlaşmasını sağlamak amacıyla sürekli olarak üreme hormonları olan östrojen ve progesteron ile beraber çalışırlar. Tiroid sorunu doğurganlık çağında olan kadınlarda oldukça sık rastlanan bir endokrin bozukluğudur. Bu nedenle gebe kalmada sorun yaşayan kadınların ilk olarak, tiroid bezini kontrol ettirmeleri gerekir. Buna göre gebe kalamamasıyla ilgili tedaviler yapılacaktır.

 

Devamını Oku